Kâr Dağıtım Kararlarının İptali ve Kâr Dağıtım Kararlarının İptali ve Kâr Payı Hakkından Doğan Uyuşmazlıklar
Kâr Dağıtım Kararlarının İptali ve Kâr Payı Hakkından Doğan Uyuşmazlıklar
Azınlık Pay Sahibi ve Şirket Yöneticisi Perspektifinden
İsmail ALTAY
Avukat / Hakem / Arabulucu
Altay Tahkim ve Avukatlık Bürosu
27.03.2026, İstanbul
Özet
Anonim şirketin “kâr elde etme ve paylaştırma” gayesi, pay sahipliği ilişkisinin ekonomik anlamını kurar; fakat bu gayenin kurumsal hayattaki görünümü, çoğu kez genel kurulun “kâr dağıtımı” kararlarında şekillenir. Türk Ticaret Kanunu bir yandan kâr üzerinde tasarrufu genel kurulun devredilemez yetkisi olarak tanımlar; diğer yandan genel kurul kararlarını dürüstlük kuralı denetimine tabi kılar. Bu çalışma, uzun yıllar kâr dağıtılmaması, yetersiz dağıtım, yüksek yönetici ücreti/huzur hakkı, bağışlar ve yatırım gerekçesiyle dağıtmama gibi tipik ihtilaf alanlarını; azınlık pay sahibi ile şirket yöneticisi açısından “dava riski–delil–uyum” ekseninde ele alır ve Yargıtay/HGK ile Bölge Adliye Mahkemesi uygulamasından hareketle pratik bir yol haritası önerir.
Anahtar Kelimeler
Kâr payı, temettü, genel kurul kararlarının iptali, dürüstlük kuralı, yedek akçe, yetersiz dağıtım, çoğunluğun hakkın kötüye kullanılması, huzur hakkı, bağışlar, yatırım gerekçesi.
1. Giriş: Kâr Payı, Şirketin “Nihai Amaç” Dili ve Pay Sahibinin Sessiz Beklentisi
Anonim şirketin hukuki varlığı, sermayenin kurumsal bir iradede toplanmasıyla başlar; ancak onun iktisadi hikâyesi çoğu kez “kâr” kelimesinin etrafında örülür. Bu nedenle kâr payı, yalnızca bir bilanço kalemi değil; pay sahibinin ortaklık ilişkisine duyduğu güvenin, şirketin kurumsal itibarının ve sermaye piyasası mantığının (halka açık olsun olmasın) görünür simgelerinden biridir. Ne var ki kâr payına ilişkin uyuşmazlıklar da tam bu noktada doğar: Şirket kâr etmiş midir, “dağıtılabilir kâr” var mıdır, yedek akçeler ayrılmış mıdır, genel kurul kârı nasıl kullanmıştır, kâr dağıtmama kararı “haklı bir gerekçe”ye dayanır mı, yoksa dürüstlük kuralının sınırında bir çoğunluk iradesi midir?
Türk Ticaret Kanunu, kâr payı hakkını tek başına “mutlak ve her yıl ödenmesi zorunlu” bir alacak gibi kurgulamaz. TTK m. 507, pay sahibinin hakkını “dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına” katılma şeklinde tanımlar; yani kâr payının doğumu, bir yönüyle genel kurulun yıllık kâr üzerinde tasarrufuna bağlıdır. Bu bağlılık, TTK m. 408/2-d ile daha da belirginleşir: kâr üzerinde tasarruf, kâr payının belirlenmesi ve yedek akçelerin kullanılmasına dair kararlar genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır.
Bu sistemin oluşturduğu gerilim şudur: Genel kurul yetkiliyse, mahkeme kâr dağıtımını emredebilir mi? Genel kurul dağıtmama kararı almışsa, pay sahibi hangi dava yoluna başvurabilir? Kâr dağıtılabilirken yıllarca dağıtılmıyorsa bu, “kâr payı hakkının özü”nü zedeleyen bir çoğunluk baskısı mıdır? İşte bu makalede, kâr dağıtım kararlarının iptali ve kâr payı uyuşmazlıkları, özellikle Hukuk Genel Kurulu’nun kâr payı hakkını “vazgeçilmez hak” olarak niteleyen yaklaşımı ile Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay uygulamasının çizdiği sınırlar içinde ele alınacaktır. Amaç, teoriye yaslanan fakat pratikte kullanılabilir bir yol haritası sunmaktır.¹ ²
2. Normatif Zemin: Kâr Payı Hakkının Doğumu, Kaynağı ve Genel Kurul Yetkisi
Kâr payı uyuşmazlıklarının sağlıklı çözülebilmesi için önce kavramları yerli yerine koymak gerekir. TTK m. 507, pay sahibinin kâr payına katılma hakkını kabul eder; ancak bu hak, her yıl otomatik doğan bir “alacak”tan ziyade, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre dağıtımı kararlaştırılmış kâra katılma hakkıdır. Bu düzenleme, kâr payının doğumunda “genel kurul kararının” belirleyici rolünü işaret eder. Nitekim TTK m. 408/2-d, finansal tablolara ve yıllık kâr üzerinde tasarrufa ilişkin kararların genel kurulun devredilemez yetkisi olduğunu açıkça yazar. Dolayısıyla kâr payı dağıtımı ya da dağıtmama iradesi, kural olarak genel kurulda şekillenir.
Buna karşılık, genel kurul yetkisinin mutlak ve sınırsız olduğu söylenemez. Çünkü TTK m. 445, kanuna, esas sözleşmeye ve “özellikle dürüstlük kuralına” aykırı genel kurul kararlarının iptal edilebileceğini kabul eder. Bu noktada TMK m. 2 devreye girer: hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Kâr dağıtmama kararı, kâğıt üzerinde genel kurulun serbest iradesi gibi görünse bile; somut olayda şirketin mali gücü, dağıtılabilir kârın varlığı, yıllara yayılmış bir “sürekli dağıtmama” politikası, pay sahipleri arasındaki menfaat dengesi ve hatta yöneticilere yüksek ücret/menfaat sağlanması gibi olgular, “dürüstlük kuralı” denetimini gündeme taşır.³
Kâr payının “kaynağı” da tartışmanın merkezindedir. TTK m. 509/2 uyarınca kâr payı ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir. Yani şirketin bir yılda kâr etmemesi her durumda kâr dağıtımını imkânsız kılmaz; serbest yedek akçelerin varlığı, kâr dağıtımına kaynak oluşturabilir. Ancak burada TTK m. 523’ün çerçevesi belirleyicidir: kanuni ve esas sözleşmede öngörülen yedek akçeler ayrılmadıkça dağıtılacak kâr payı belirlenemez; ayrıca genel kurul bazı şartlarla (aktiflerin yeniden sağlanabilmesi, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı gibi) ek yedek akçe ayrılmasına karar verebilir. Şu hâlde “yedek akçe ayrılması” bazen haklı bir finansal zorunluluk, bazen de kâr dağıtmama kararını gerekçelendirmek için kullanılan bir araç haline gelebilir. Uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, işte bu ayrımın somut olayda nasıl kurulacağıyla ilgilidir.
3. Üst Yargı Perspektifi: “Vazgeçilmez Hak” – “Yetersiz Dağıtım” – “Dürüstlük Kuralı” Üçgeni
Hukuk Genel Kurulu, anonim şirketin nihai amacını “kâr elde etmek ve dağıtmak” şeklinde kurar ve bu nihai amaçtan doğan pay sahibinin kâr payı hakkını “vazgeçilmez” bir hak olarak niteler.¹ Bu yaklaşım, kâr dağıtımı tartışmasını salt “yerindelik” sınırları içine hapsetmez; tam tersine, genel kurulun takdir yetkisinin dürüstlük kuralı ile sınırlandığını açıkça ima eder.
Daha da önemlisi, HGK’nın sonraki kararlarında “ihlalin” yalnızca hiç kâr dağıtılmaması ile sınırlı olmadığı; aynı zamanda “yeteri kadar dağıtılmaması” hâlinde de kâr payı hakkının ihlal edilebileceği vurgulanır.² Bu bakımdan, “sembolik temettü” veya “uzun yıllar boyunca asgari düzeyde dağıtım” gibi uygulamalar, koşulları varsa TTK m. 445 (dürüstlük kuralına aykırılık) üzerinden iptal denetimine konu olabilir.
Bölge Adliye Mahkemesi uygulamasında da benzer bir çizgi görülür: Kâr dağıtımı genel kurulun münhasır alanı olmakla birlikte, dağıtılabilir kâr varken uzun süre kâr dağıtılmaması ve buna eşlik eden yöneticilere yüksek ücret ödenmesi gibi olgular, genel kurulun kâr dağıtmama kararının iptaline giden yolu açabilmektedir.⁴Öte yandan, bazı dosyalarda tartışmanın merkezine kâr payı dağıtımının “doğrudan mahkemece yaptırılması” talebi oturur; uygulamada sıkça görülen yaklaşım, TTK m. 408/2-d nedeniyle mahkemenin genel kurul yerine geçip kâr dağıtımı kararı tesis edemeyeceği, ancak hukuka aykırı genel kurul kararını iptal edebileceğidir.⁴
4. Kâr Dağıtmama Kararı Ne Zaman İptal Edilebilir? “Haklı Neden” ve Somut Göstergeler
Kâr dağıtmama kararının iptali, TTK m. 445 çerçevesinde “kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırılık” iddiasıyla gündeme gelir. Burada iptal davalarının en kritik yönü, her somut olayın kendi ekonomik gerçekliği içinde değerlendirilmesidir. Zira kâr dağıtmama kararı, bazı dönemlerde şirketin sürekliliği için gerçekten gerekli olabilir: aktiflerin yeniden sağlanabilmesi, şirketin finansal yapısının korunması, yatırım/modernizasyon gereksinimleri, borç ödeme baskısı, sektörel daralma gibi olgular, TTK m. 523/2’deki “haklı yedek akçe” gerekçeleriyle örtüşebilir.
Ancak iptal yolunu açan tipik görünüm, “dağıtılabilir kâr bulunduğu hâlde” pay sahiplerinin kâr payından mahrum bırakıldığı bir tabloya dayanır. Uygulamada mahkemeler, özellikle şu göstergeleri önemser:
- Şirketin yıllar itibarıyla sürekli kâr etmesine rağmen kâr payı dağıtmaması,
- Dağıtılabilir kârın (net dönem kârı ve/veya serbest yedek akçe) varlığına rağmen, kârın gerekçesiz biçimde içeride tutulması,
- Yönetim kurulu üyelerine yüksek ücret/menfaat sağlanırken pay sahiplerine kâr payı verilmemesi (menfaat dengesinin bozulması). Bu görünüm, çoğu olayda “dürüstlük kuralı” denetimini ağırlaştırır; ayrıca şirket içi menfaat dengesi ve eşit işlem ilkesi perspektifinden tartışmayı derinleştirir.⁴
- Kâr dağıtmama kararının şirketin finansal zorunluluğu ile açıklanamaması,
- Azınlığı baskılayan, çoğunluğun kendi menfaatine “kârı içeride tutma” stratejisi.
Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında, şirketin 2012’den beri kâr dağıtımı yapmadığı, dağıtılabilir kâr bulunduğu ve yöneticilere yüksek ücret ödendiği tespitleriyle kâr dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararının iptali koşullarının oluştuğu kanaatine varıldığı görülmektedir.⁴ Bu tür dosyalarda, “yerindelik denetimi” yapılmaksızın, kâr dağıtmama kararının mali yapıya uygunluğu ve dürüstlük kuralı kapsamında makullüğü incelenir.
Bununla birlikte, her “kâr dağıtmama” kararı otomatik iptal edilmez. Şirketin finansal ihtiyaçlarının gerçekliği, yedek akçe politikası, borçluluk, nakit akışı ve yatırım planları gibi unsurlar, kâr dağıtmama kararını haklı kılabilir. Ancak burada da ana ölçüt, gerekçenin soyut değil somut ve denetlenebilir olmasıdır. Nitekim İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi’nin bir kararında, genel kurul toplantılarına çağrı usulü, çağrısız genel kurul ihtimali ve yokluk tartışması gibi temel meseleler araştırılmadan sonuca gidilmesini “eksik inceleme” sayarak ilk derece kararını kaldırıp dosyayı yeniden görülmek üzere mahkemesine göndermesi; kâr dağıtımı uyuşmazlıklarında sadece bilanço hesabının değil, genel kurulun oluşum ve çağrı meşruiyetinin de çoğu kez belirleyici olduğunu göstermektedir.⁵
5. Azınlık Pay Sahibi Açısından Dava Stratejisi: “İptal” mi “Alacak” mı?
Azınlık pay sahibinin ilk refleksi çoğu zaman “kâr payımı verin” talebidir; fakat şirketler hukukunun teknik gerçeği, kâr payının çoğu olayda genel kurul kararıyla muaccel hâle gelmesidir. Bu nedenle pratikte birinci yol, kâr dağıtmama veya yetersiz dağıtım yönündeki genel kurul kararının iptali davasıdır (TTK m. 445).
Azınlık açısından kritik eşikler şunlardır:
1) Süre: İptal davası, karar tarihinden itibaren üç ay içinde açılır (TTK m. 445). Süre kaçırılırsa aynı karar bakımından iptal yolu kapanır.
2) Tutanak ve muhalefet: Klasik iptal davasında olumsuz oy ve muhalefetin tutanağa geçirilmesi önemlidir; ancak çağrı usulsüzlüğü, toplantıya katılmanın engellenmesi, yetkisiz katılım gibi hâller bakımından “katılmış olma” şartı farklılaşabilir (TTK m. 446 sistematiği).
3) Delil stratejisi: “Kâr var” iddiası tek başına yetmez; “kâr var, fakat karar dürüstlük kuralına aykırı ve kötüye kullanım niteliğinde” tezini kuracak şekilde finansal tablolar, faaliyet raporları, yedek akçe hareketleri, yönetici ücretleri, bağışlar, nakit akışı ve yatırım planları birlikte değerlendirilmelidir.
Bu davalarda, mahkemenin genel kurul yerine geçip kâr dağıtımı yaptırması çoğu kez kabul görmez; uygulama, iptal kararıyla hukuka aykırı iradeyi ortadan kaldırma ve şirketin yeniden genel kurul iradesi oluşturmasına alan açma yönündedir.⁴ Bu nedenle azınlık pay sahibi, davayı tek hamle olarak değil; kurumsal baskı ve hukukî koruma mekanizmalarının (bilgi alma–inceleme, özel denetim, gündeme madde koydurma, çağrı talebi vb.) birlikte işletildiği bir süreç olarak kurgulamalıdır.
6. Şirket Yöneticileri Açısından Uyum (Compliance) Perspektifi: “Gerekçe – Ölçülülük – Belgelendirme”
Şirket yöneticisi bakımından kâr dağıtmama kararı, yalnız bir “finans” tercihi değildir; kurumsal güven ve ortaklık barışına dair bir karardır. Bu nedenle en sağlam savunma, “kâr dağıtmadık, çünkü…” cümlesinin arkasını dolduran belgeli ve ölçülü gerekçedir.
Uygulamada dava riskini azaltan başlıca uyum adımları şunlardır:
Ø Kâr dağıtım politikası: Şirketin büyüme, yatırım, borçluluk ve nakit akışı gerçekleriyle uyumlu, öngörülebilir bir politika.
Ø Yedek akçe gerekçesinin somutlaştırılması: TTK m. 523/2’ye dayalı ek yedek ayırma kararı; proje, fizibilite, bütçe, takvim, sözleşme, kredi kısıtları gibi somut verilerle temellendirilmeli.
Ø Yönetici ücreti/huzur hakkı dengesi: Pay sahiplerine kâr dağıtımı yapılmazken yöneticilere yüksek ücret ödeniyorsa, bu durumun nedenleri emsal/piyasa verileri ve performans kriterleriyle izah edilmeli; aksi hâlde dürüstlük kuralı denetimi sertleşebilir.⁴
Ø Bağışlar ve sosyal harcamalar: Bağışların varlığı tek başına sorun değildir; ancak kâr dağıtılmayan yıllarda bağışların ölçülülüğü, kurumsal amaçla bağlantısı ve şeffaflığı önem kazanır.
Ø Genel kurul çağrısı ve usul güvenliği: Kâr dağıtımı uyuşmazlıkları sıklıkla çağrı usulü, toplantı meşruiyeti, hazırun cetveli, imza ve temsil tartışmalarıyla birleşir. Bu alan zayıfsa, finansal gerekçe güçlü olsa bile kararlar sakatlanabilir.⁵
7. Sonuç: Dürüstlük Kuralı, Kâr Dağıtım Uyuşmazlıklarının “Sessiz Hakimi”
Kâr dağıtımı üzerinde tasarruf yetkisi genel kuruldadır ve devredilemez (TTK m. 408/2-d). Fakat aynı sistem, bu yetkinin özellikle dürüstlük kuralına aykırı kullanılması hâlinde yargısal denetime tabi olduğunu kabul eder (TTK m. 445; TMK m. 2). Üst yargı içtihadı, kâr payı hakkını pay sahipliği ilişkisinin merkezî ekonomik hakkı olarak görür; ihlalin yalnızca hiç dağıtılmama hâliyle sınırlı olmayıp yetersiz dağıtım hâlinde de gündeme gelebileceğini vurgular.¹ ²
Azınlık pay sahibi açısından başarılı dosya, “kâr var” demekten ibaret değildir; “kâr var, buna rağmen karar gerekçesiz/ölçüsüz, menfaat dengesi bozulmuş, dürüstlük kuralına aykırı bir çoğunluk tasarrufu var” diyebilmektir. Şirket yöneticisi açısından ise en güvenli liman; gerekçeyi somutlaştırmak, ölçülülüğü korumak, belgelendirmeyi kurumsallaştırmak ve genel kurul usul güvenliğini eksiksiz sağlamaktır. Zira kâr dağıtımı, bilanço kadar “güven” ve “meşruiyet” meselesidir.
Pay Sahipleri ve Yöneticiler İçin Altın Kurallar:
Kâr dağıtımı uyuşmazlıklarında teorik bilginin ötesinde, sürecin yönetimi davanın kaderini belirler. Bu noktada hem hak arayan pay sahipleri hem de kurumsal uyum hedefleyen yöneticiler için şu pratik adımlar hayati önem taşır:
Ø Muhalefet Şerhini İhmal Etmeyin: İptal davası açabilmenin ön şartı, genel kurulda karara olumsuz oy vermek ve bu muhalefeti tutanağa (hazır bulunanlar listesine veya ayrı bir dilekçeyle) usulüne uygun işletmektir. Sadece "hayır" demek yeterli değildir; gerekçeli şerh davanızın temelini oluşturur.
Ø Bilgi Alma Hakkınızı Kullanın: Genel kurul öncesinde ve sırasında finansal tabloları, yönetim kurulu faaliyet raporlarını ve kâr dağıtım önerilerini titizlikle inceleyin. Şirketin kâr etmesine rağmen neden dağıtım yapmadığına dair yönelttiğiniz soruların tutanağa geçmesini sağlayın; bu sorulara verilen (veya verilmeyen) cevaplar "dürüstlük kuralı" denetiminde delil teşkil edecektir.
Ø Süre Yönetimine Dikkat Edin: TTK m. 445 uyarınca genel kurul karar tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süreyi geçirmeyin. Bu süre geçtikten sonra açılacak davalar, esasa girilmeden usulden reddedilecektir.
Ø Mali Verileri Dökümantasyon Haline Getirin: Davada en güçlü silahınız rakamlardır. Şirketin geçmiş yıllardaki kâr-zarar durumu, yedek akçe bakiyeleri ve özellikle aynı dönemde yöneticilere ödenen huzur hakkı/ikramiye gibi ödemeleri belgeleyin. "Şirket fakirleşirken yöneticilerin zenginleşmesi" dürüstlük kuralına aykırılığın en somut ispatıdır.
Ø Alternatif Yolları Değerlendirin: Eğer kâr dağıtmama durumu kronik bir hal almışsa ve azınlık hakları sistematik olarak ihlal ediliyorsa, sadece kararın iptalini değil; şartları varsa "haklı sebeple fesih" veya "özel denetçi atanması" gibi daha sert hukuki enstrümanları da stratejinize dahil edin.
Ø Uzlaşma Kapısını Açık Tutun: Dava süreci uzun ve maliyetli olabilir. İptal davası açma iradesini net bir şekilde ortaya koyan bir ihtarname veya arabuluculuk süreci, bazen şirketin kâr dağıtım politikasını revize etmesini sağlayacak en hızlı yoldur.
Avukat
İsmail ALTAY
Bu Makaleye Atıf Yapılması İçin Önerilen Künye:
İsmail ALTAY, “Kâr Dağıtım Kararlarının İptali ve Kâr Payı Hakkından Doğan Uyuşmazlıklar”, 2026, https://ismailaltay.com.tr/?p=sayfa&alt=makaleler&id=403 (Erişim Tarihi: …).
Kaynakça (Yargı Kararları ve Mevzuat)
Mevzuat
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK): https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6102&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK): https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=4721&mevzuatTur=1&mevzuatTertip=5
İçtihatlara ilişkin açıklamalı notlar:
1). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.01.2018 tarihli, 2017/2874 E., 2018/37 K. sayılı kararı; ilk derece yargılaması Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) nezdinde görülen ve üst yargı denetiminden geçen bir uyuşmazlıkta, davacının azınlık pay sahibi olarak yer aldığı anonim şirkette “haklı sebeple fesih” istemine dayanak yaptığı olgular içinde özellikle kâr payı politikası (dağıtılabilir kâr varken uzun süre kâr dağıtılmaması veya sembolik/yetersiz kâr dağıtımı, geçmiş yıllar kârlarının dağıtılmayarak yedeklere ayrılması gibi) ve buna bağlı olarak pay sahibinin kâr payı hakkının engellendiği iddiaları tartışılmış; yargılama sürecinde, davacı tarafın şirketin yüksek kazanç elde ettiği hâlde kâr payı dağıtımının uzun yıllara yaygın şekilde yapılmadığını/yetersiz yapıldığını, bazı yıllarda kârın tamamen yedek akçeye ayrılmasına karar verildiğini ileri sürmesi üzerine, kararın hukuki değerlendirmesinde anonim şirketin nihai amacının kâr elde etmek ve bunu pay sahiplerine dağıtmak olduğu, bu nihai amacın doğal sonucu olan pay sahibinin kâr payı hakkının “vazgeçilmez” nitelikte bulunduğu, bu çerçevede şirketin pay sahiplerine dağıtılabilecek kârı bulunuyorken dürüstlük (iyiniyet) kurallarına aykırı biçimde uzun süre kâr dağıtılmaması veya kârın yetersiz dağıtılması hâlinde pay sahibinin mahkeme aracılığıyla bu hakkını ileri sürebileceği ilkeleri açıkça vurgulanmış; somut olay bağlamında da davacının daha önce şirket genel kurullarında kâr dağıtılmaması/yetersiz dağıtılması yönündeki kararlar hakkında iptal davaları açtığının anlaşılması karşısında, uyuşmazlığın çözümünde kâr payı hakkının, genel kurulun kâr üzerinde tasarruf yetkisi ile birlikte, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı sınırları içinde ele alınması gerektiği yönünde ilkesel yaklaşım ortaya konulmuştur. Erişim: https://app.apilex.ai/shared-document/c944-6cbd-67d3-8520.txt
2) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.10.2022 tarihli, 2020/674 E., 2022/1291 K. sayılı kararı; anonim şirket genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkin davada, ilk derece mahkemesince verilen hükme karşı taraf vekillerinin istinaf başvuruları üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince davalı vekilinin istinafının esastan reddine, davacı vekilinin istinafının kısmen kabulü ile ilk derece kararının kaldırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi; bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulması ve Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına karşı direnilmesi üzerine HGK önüne gelen uyuşmazlıkta verilmiştir. Davacı (azınlık/önemli pay sahibi) vekili; müvekkilinin davalı şirkette %20 pay sahibi olduğunu, davalı şirketin 30.09.2015 tarihli 2014 yılı olağan genel kurulunda alınan (5) numaralı karar ile onaylanan bilanço ve finansal tabloların gerçeğe uygun olmadığını ve onayın ibra sonucunu doğuracak biçimde hukuka aykırı şekilde kullanıldığını, (6) numaralı karar ile yönetim kurulunun ibrasına karar verilirken TTK’nın emredici nitelikteki oydan yoksunluğa ilişkin düzenlemesine aykırı olarak yasaklı kişilerin oy kullandığını, (7) numaralı karar ile de yıllarca kâr dağıtılmamasına ek olarak geçmiş yıl kârlarının dağıtılmamasına ve 2014 yılı kârının yalnızca %5’inin dağıtılmasına karar verildiğini, kâr dağıtmamak için haklı gerekçe bulunmadığını, ana sözleşme hükmü uyarınca kâr dağıtımının zorunluluk arz ettiğini ileri sürerek anılan (5), (6) ve (7) numaralı kararların iptalini talep etmiş; davalı şirket vekili ise finansal tabloların gerçeğe aykırı olmadığı, oydan yoksunluk iddiasının kapsamının hatalı kurulduğu ve kâr dağıtımına ilişkin kararın genel kurul takdirinde bulunduğu savunmalarıyla davanın reddini istemiştir. HGK incelemesinde, uyuşmazlığın; davalı şirketin 30.09.2015 tarihli genel kurulunda alınan (5), (6) ve (7) numaralı kararların iptal şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplandığı belirlenmiş; genel kurul kararlarının hukukî işlem niteliği, hükümsüzlük hâllerinin (butlan–yokluk–iptal edilebilirlik) sistematiği ve özellikle TTK m. 445 kapsamında kanuna/esas sözleşmeye/dürüstlük kuralına aykırılık ölçütleri açıklanmıştır. HGK, kâr payı bakımından; anonim şirketin nihai amacının kâr elde etmek ve dağıtmak olduğu, buna bağlı kâr payı hakkının pay sahipliğinin ekonomik çekirdeğinde yer aldığı; genel kurulun kâr dağıtımına ilişkin yetkisinin sınırının keyfilik ve hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği; bu nedenle pay sahibinin kâr payı hakkının sadece keyfî biçimde hiç dağıtılmaması hâlinde değil, aynı zamanda yeteri kadar dağıtılmaması hâlinde de ihlal edilmiş olacağı, genel kurulun yıllık kârın dağıtımına ilişkin yetkisini hiç veya yeteri kadar dağıtmayacak ve özellikle azınlığı zarara sokacak şekilde kullanmasının kâr payı hakkını ihlal edeceği ilkesini benimsemiş; somut olayda davalı şirketin %5’ten fazla dağıtılabilecek kadar kâr elde etmesi karşısında geçmiş yıl kârlarının dağıtılmaması ve 2014 yılı kârının yalnızca %5’inin dağıtılmasına ilişkin (7) numaralı kararın dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve iptal şartlarının oluştuğu sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca HGK, (6) numaralı ibra kararı yönünden, yönetim kurulu üyesi olan vasinin kısıtlı pay sahibi adına ibra oylamasında oy kullanmasının menfaat çatışması bağlamında hukuka aykırılığına dair değerlendirmeyi isabetli bularak bu kararın iptaline ilişkin direnmenin yerinde olduğunu kabul etmiş; buna karşılık (5) numaralı finansal tabloların onayına ilişkin kararın iptaline dair istem bakımından talebin reddi yönündeki kısmı korunarak, Bölge Adliye Mahkemesinin (5) yönünden ret, (6) ve (7) yönünden kabul/iptal sonucunu içeren direnme kararının onanmasına karar vermiştir. Erişim: https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020674-e-20221291-k-sayili-karari#google_vignette
3) TTK m. 445’in özellikle dürüstlük kuralına aykırılığı iptal sebebi sayması ve TMK m. 2’nin hakkın kötüye kullanılmasını korumaması, kâr dağıtmama kararlarının “salt takdir yetkisi” kalkanı altında mutlaklaşmasını engelleyen temel normatif zemindir.
4) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 2024/1114 E., 2021/160 K. sayılı kararı; anonim şirkette kâr dağıtımına ilişkin genel kurul iradesinin yargısal denetimine konu bir uyuşmazlıkta verilmiş olup, dosya kapsamında davacı pay sahibinin/ sahiplerinin, genel kurulun “kâr payı dağıtılmaması” yönündeki kararının (ve buna bağlı sonuçların) hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yargı yoluna başvurduğu, davalı tarafın ise şirket ve çoğunluk iradesi bakımından kârın dağıtılmamasının yerinde ve hukuka uygun olduğu savunmasıyla davanın reddini istediği anlaşılmaktadır. Yargılama sürecinde, genel kurulun kâr payının belirlenmesi ve dağıtımı konusunda tek yetkili organ olduğu (TTK m. 408/2-d sistematiği) kabul edilmekle birlikte, Daire tarafından kâr payı alma hakkının vazgeçilemez ve müktesep nitelikte olduğuna vurgu yapılarak, kâr dağıtılmaması yönündeki genel kurul kararının TTK m. 445 kapsamında dürüstlük kuralına aykırılık yönünden denetlenebilir bulunduğu; bu denetimde “yerindelik” tartışması yapılmaksızın, kararın şirketin mali yapısına uygun olup olmadığının somut verilerle ve özellikle bilirkişi incelemesiyle ortaya konulması gerektiği ilke olarak belirtilmiştir. Nitekim kararda atıf yapılan bilirkişi raporunda şirketin 2012 yılından beri kâr dağıtımı gerçekleştirmediği, buna karşın dağıtılabilir kârının bulunduğu ve aynı dönemde yöneticilere yüksek ücret ödendiği tespitlerine yer verildiği; bu olgular birlikte değerlendirildiğinde, kâr dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararının iptali koşullarının gerçekleştiği kanaatine varıldığı ifade edilmiştir. Öte yandan Daire, davacının mahkemece “kâr dağıtımı yapılmasına” karar verilmesi yönündeki talebinin ise, kâr üzerinde tasarruf ve kâr paylarının belirlenmesinin genel kurulun devredilemez yetkileri arasında bulunması (TTK m. 408 sınırı) nedeniyle kabul edilemeyeceğini açıkça belirtmiş; böylelikle uyuşmazlık bakımından nihai olarak, kâr dağıtılmamasına ilişkin kararın dürüstlük kuralı denetimiyle iptal edilebilirliği yönündeki değerlendirmeyi benimserken, mahkemenin genel kurul yerine geçerek doğrudan kâr dağıtımı yaptırmasına yönelik istemi hukuken mümkün görmemiştir. Erişim: https://app.apilex.ai/shared-document/fc8e-d26e-02c2-6806.txt
5) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 2019/1416 E., 2021/1321 K. sayılı kararı; ilk derece yargılaması İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 14.02.2019 tarihli, 2014/360 E., 2019/162 K. sayılı kararı ile davanın reddedilmesi üzerine davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması sonucu verilmiş olup, dava; davacının, babasının 03.11.1999 tarihli ölümü sonrasında 2000 yılından itibaren davalı anonim şirkette pay sahibi olduğunu ileri sürerek, 1999–2011 yılları arasındaki çok sayıda olağan/olağanüstü genel kurulun kendisine usulüne uygun çağrı yapılmaksızın gerçekleştirildiğini, bazı toplantılarda hazırun cetvelindeki imzasının taklit edilerek toplantıya katılmış gibi gösterildiğini ve bu suretle genel kurul kararlarının yokluk/butlanla batıl ve geçersiz olduğunu iddia etmesi; ayrıca bu dönemde kâr payı alamadığını belirterek kâr payı alacağının tahsili isteminde bulunması (şimdilik 1.000 TL) taleplerine ilişkindir. Davalı şirket vekili; iptal davası koşullarının (katılma, olumsuz oy ve muhalefet şerhi gibi) gerçekleşmediğini, davanın süresinde açılmadığını, genel kurulun kârı yedek akçeye ayırma yetkisi bulunduğunu, şirketin kâr dağıtacak düzeyde kazanç elde etmediğini ve davacının taleplerinin kötü niyetli olduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi; bazı toplantılarda davacı adına sahte imza bulunduğu iddiasına rağmen, somut olayın özellikleri bakımından davacının uzun süre hareketsiz kaldığı, küçük pay oranıyla (%1,56) karar nisabına etkisinin bulunmadığı, menfaat dengesi ve TMK m. 2 kapsamında iyi niyetin korunamayacağı gerekçeleriyle sahtecilik yönünden iptale gitmemiş; kâr dağıtılmamasına ilişkin şikâyeti ise “yokluk/butlan” yaptırımına elverişli görmeyerek, şirketin finansal durumu itibarıyla ilgili yıllarda mutlaka kâr dağıtımını gerektiren bir durum bulunmadığı ve oybirliğiyle alınan kararlarda davacı katılsa dahi sonucun değişmeyeceği değerlendirmesiyle davayı reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, HMK m. 355 uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı incelemesinde; dosyadaki Adli Tıp ve grafoloji raporlarında bazı genel kurul toplantılarına ait hazırun cetvellerindeki imzaların davacı eli ürünü olmadığının tespit edildiğini; buna karşın ilk derece mahkemesince çağrı işlemlerinin nasıl yapıldığı, toplantı gün ve saatlerinin ortaklara ne şekilde bildirildiği, ilan/tebligat belgelerinin dosyaya kazandırılması ve toplantıların TTK m. 416 anlamında çağrısız genel kurul sayılıp sayılamayacağı dâhil olmak üzere, her bir toplantı yönünden davacının katılmamasının hukuki sonuçları ve yokluk halinin bulunup bulunmadığı tartışılmadan; sadece imzanın nisaplara etkisi ve kâr dağıtılmamasının koşulları üzerinden eksik gerekçeyle sonuca gidildiğini belirterek, davalı savunma ve delillerinin tartışılması suretiyle yeniden karar verilmek üzere HMK m. 353/1-a.6 uyarınca ilk derece kararını kaldırmış ve dosyayı mahkemesine göndermiş, istinaf harcının iadesine ve kanun yolu giderlerinin ilk derecece hükümle birlikte değerlendirilmesine karar vermiş; kararın HMK m. 353/1-a gereğince kesin olduğunu da hüküm altına almıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 19.01.2022 tarihli, 2020/1049 E., 2022/427 K. sayılı ilamı, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 30.11.2017 tarihli ve 2013/220 E., 2017/1336 K. sayılı kararı ile bu kararın davacılar vekilince istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 06.11.2019 tarihli ve 2018/1185 E., 2019/1531 K. sayılı “istinafın esastan reddi” kararına karşı yapılan temyiz incelemesinde verilmiştir. Dava; davacıların, davalı anonim şirketin 25.04.2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında gündemin 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 ve 11. maddeleri kapsamında alınan kararların “usul, yasa ve iyiniyet (dürüstlük) kurallarına aykırı” olduğu iddiasıyla genel kurul kararlarının iptali, ayrıca şirkete yönetici kayyım atanması, mevcut yönetim ve denetimin tedbiren işten el çektirilmesi ve şirketin 2011–2012 yılı hesaplarının özel denetim firmasına denetlettirilmesi istemlerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi, dosya kapsamı ve bilirkişi raporuna dayanarak genel kurulda alınan kararların kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlüğe aykırı olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş; istinaf başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Yargıtay, temyiz incelemesinde kural olarak ilk derece kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacıların bazı temyiz itirazlarını reddetmekle birlikte; uyuşmazlığın “kâr dağıtılmaması” boyutu yönünden, davacıların davalı şirketin 2000 yılından beri kâr payı dağıtmadığı, buna karşın yüklü bağış ve burs ödemeleri yaptığı iddiası ile genel kurulda kârın dağıtılmamasına ilişkin 7 no’lu kararın iptalini de talep ettikleri dikkate alındığında, mahkemece bu iddianın uzun yıllardır kâr payı dağıtılmaması olgusunu da kapsayacak şekilde araştırılması gerektiğini; kâr dağıtmama kararının, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün genel gelişimi, şirketin ekonomik faaliyet ve amaçları ile şirketin işlemlerinin devamlı gelişmesi yahut mümkün olduğu kadar istikrarlı kâr payı dağıtılmasını temin bakımından değerlendirilerek, “yasaya, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırılık” denetiminin bu alanda uzman—içinde ekonomistin de bulunduğu—bilirkişi kurulu incelemesiyle yapılması gerekirken, yalnızca SPK’nın Seri: IV, No: 39 sayılı Tebliği’nin 5. maddesine uygunluk gerekçesiyle eksik incelemeye dayalı hüküm kurulmasının isabetli olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle Yargıtay; davacıların sair temyiz itirazlarını reddetmiş, ancak kâr payı dağıtılmamasına ilişkin iddianın eksik incelenmesi sebebiyle temyiz itirazını kabul ederek, Bölge Adliye Mahkemesi’nin istinafın esastan reddine ilişkin kararını bozarak kaldırmış, dosyayı HMK m. 373/1 uyarınca ilk derece mahkemesine göndermiş ve davacılar lehine duruşma vekâlet ücretine hükmetmiştir. Erişim: https://www.yargikararlari.com.tr/ictihatdetay-37360-11hukukdairesi-Yargitay-11-Hukuk-Dairesi-2020-1049-Esas-2022-427-Karar-Sayili-Ilami.html
